7898

MIŞ GİBİ YAPARAK MI YOKSA HİZMET EDEREK Mİ?

Bu hayatı -mış gibi yaparak mı yaşayacağız yoksa eylemlerimizin hizmet edip etmediğini sorgulayarak mı yaşayacağız?

Bu sadece bir kere değil, belirli aralıklarla kendimize yeniden sormamız gereken bir soru.

İkisinin benim bakış açımdan farkını biraz açmak istiyorum.

-mış gibi davranma hali, sadece egomuzun ben diye tabir ettiği karakter tanımına ‘’uygun mu’’ diye bakarak attığımız adımlar,takındığımız tavırlar vb.’nin bütününü kapsayan bir hal.

Eylemlerimizin hizmetini sorguladığımızda ise farkındalığımız egonun hesap kitap yaptığını fark ediyor. Bu farkındalıkta olduğumuzda sırf ‘’vitrinimde hoş durur’’ yaklaşımı ile eyleme geçilmiyor. Attığım bu adım, söylediğim bu söz vb. gerekli mi? nazik mi? faydalı mı?  gibi bir sorgulama süzgecinden geçtikten sonra harekete geçiliyor.

Aslına bakarsanız kimse sürekli aynı farkındalık seviyesinde değil. Bunu bilmek ve kendimizden sürekli mükemmel olmayı beklememek gerçek bir dönüşüme adım atmak için son derece önemli. Her birimiz bazen egomuzu parlatmaya yönelik bazen de faydalı ve anlamlı olacağına kalpten inandığımız adımlar atıyoruz. Bana göre günün sonunda hayattan aldığımız doyumun tatmin edici olabilmesi, bir anlam yüklediğimiz ve tarlamızı adım adım ekip o anlamı büyütebileceğimiz eylemleri, sadece egomuzun başını okşayan eylemlere göre daha sık yapmamız ile ilgili..

İşte sürekli bu hallerin içinde oradan oraya geçiş yaptığımızdan dolayı her gün bu soruyu kendimize yeniden sormalıyız. Çünkü hem kendimizi düşündüğümüz bir yaşamdan çıkıp bütünün bir parçası olarak kendimizi gerçekleştirdiğimizde hem de bu yola anlamlar ektiğimizde yaşamın bir parçası olduğumuzu hissederek, tatmin ve keyif duyarak yaşayabiliriz.

Anlamlı bir yaşam yolu için  kendi yolculuğumda kullandığım bir check-listim var.

  1. Uzun vadeli hedeflere dayanan eylemlerim var mı ve günlük rutinimin bir parçası mı?

Günlük rutinimize katıp sürdürebildiğimiz eylemler büyük ihtimalle bir anlam üzerine inşa edilmiştir. Ancak bazen sürdürülebilir olan eylemlerimizi ‘’yapmaktan başka çarem yok ‘’ gibi bir inancın etrafına örmüş olabiliriz. Bundan emin olmak için ikinci soruyu sorabiliriz.

  • Her gün sürekli tekrarladığım eylemler ruhumu besliyor mu?

Ruhumuzu beslediğini o eylemi gerçekleştirmeye karşı heves, sabırsızlık ya da o esnada hissettiğimiz keyif duygularından anlayabiliriz.Bu bence bu soru çok ayırt edicidir.Her gün tekrarladığınız bir eylem ruhunuzu beslediği taktirde ancak yaratım enerjinizi ortaya çıkarabilir ve yüklediğimiz anlamı besleyebilir. Yoksa eyleminizin sonucunun ilham olmaktan uzak bir kopya olması kuvvetle muhtemeldir.

  • Eylemin içindeyken bir sonraki eyleme geçme telaşı ve odak kaybı oluyor mu?

Eylemin her gün yaptığın bir şey olup olmamasından bağımsız olarak bir eylemin içindeyken sürekli hızlı yapıp bitirme telaşımız var ise orada -mış gibi davranma hali olma ihtimali yüksektir. Tabii ki farklı nedenleri de olabilir. Ancak bu hali kendinizde her fark ettiğinizde elinizi kalbinize koyup neyi ne için yaptığınızı kendinize bir kez daha sormanızı dilerim.

  • Sürekli olarak zihnimizin eylemi tamamladığımızda ne olacağı ile ilgilenirken buluyor muyuz?

Yine zihnin sadece sonuca odaklı bir yerde gezinmesi yolculuktan keyif almadığımızın bir göstergesi olabilir. Bu konuyu da bir meditasyona yatırabiliriz.:)

  • Gün içinde gerçekleştirdiğim eylemlerin birilerine pozitif anlamda etkisi var mı? Ve buna bilinçli olarak mı alan açıyorum?

Attığımız her adımın yaşadığımız Dünya’da bir yankısı var. Ancak bu noktada,bilinçli bir farkındalıkla birilerine hizmet etmeyi tercih ettiğimiz eylemler de hayatımızda yer buluyor mu ona bakalım istiyorum. Kişiler hedeflerimiz ve yaşam yolumuza birlik bilinci ekiyor olmamız hayatımızı daha yüksek bir farkındalıkla yaşadığımızın göstergesidir.

Evet! Bu check-list uygulandığında son derece etkili bir yol haritası olabilir ancak böyle bir konuya dikkatimizi çevirebilmemiz için azda olsa günümüzün içine farkındalık pratikleri örmemiz gerekir. Günde 15 dakikamızı meditasyona ayırmak harika bir başlangıç olabilir.

Namaste!

calm-peaceful-businesswoman-practicing-yoga-work-meditating-office

Ofis Yoga Deneyimleri -1

Merhaba. İsmim Özge Ceylan. Ofis Yoga kurucu eğitmeni kimliğim ile 2017 yılından beri bir çok şirket çalışanı ile paylaşım yapma imkanım oldu. Bu yazıyı, alanda kazandığım tecrübenin bende uyandırdıklarını paylaşmak istediğim için kaleme almak istedim.

Esenlik (wellbeing) halinin sadece fiziksel sağlık ile ilişkili olmadığı günümüzde artık şirketler tarafından da giderek fark edilir hale geldi ki bunda son beş senede yaşadığımız küresel problemlerin yeri çok büyük. 2017 yılında Ofis Yoga’yı kurduğumuzda bir çok kişi için fabrikalara gidip çalışanlar ile yoga yapma fikrimiz fantezi niteliğindeydi. O dönem için bu son derece doğaldı. Çok fazla kimse yoga,meditasyon,nefes vb gibi sinir sistemini rahatlatan çalışmalara ihiyaç duymuyordu. Ve hayat şartları bizi günümüzde ki kadar zorlamadığından kitlesel bir kötü hissetme halinde değildik. Kitlesel bir durum olmadığından kurumsal esenlik konusu şirket yönetimlerinin ve insan kaynaklarının ana konularından biri olmuyordu.

Pandemi, ekonomik sorunlar, savaşlar, doğal afetler derken her birimiz hayata olan güvenimizi büyük ölçüde kaybettik. Hayata olan güven duygumuz azalınca maalesef anlam arayışımız dolayısıyla motivasyonumuz ve birilerine dokunma isteğimiz de azaldı. Sorumluluk ve görev bilinci yüksek olan kişiler belki bu ruh hallerini çalışanı oldukları kuruma yansıtmadı ancak büyük çerçeveden baktığımızda ‘’mutlu ofis’’bir çok firma için hayal oldu. Hem işveren hem çalışan açısından baktığımızda, iş verimliliğinde düşüş, çalışan sirkülasyonundaki artış ve iki taraf için de daha birçok problemi mutlu ofis ortamının oluşmasını engelleyen konular altına ekleyebiliriz ancak ben yazmayı planladığım bu yazı serisinde kendi uzmanlık konumdan ve deneyimlerimden bahsedeceğim.

Kendimi bidim bileli, duygusal tarafım, yoğun mental ve ruhsal zorlanmaların çok uzun olmayan bir sürede fiziksel bedende karşılık bulacağını her bireye tek tek fısıldamak istiyor ancak hepimizin bildiği gibi iyileşme ancak kişinin kendi isteği ile başlıyor.

Birçok kişiye bireysel olarak temas edemeyeceğimi anladığım noktada Ofis Yoga fikri aklıma geldi. ‘’Kişilerin esenlik halini destekleyip mutlu ofis yaratarak verimli çalışanlara sahip olunabileceği’’ vizyonu ile hem çalışanlar hem de işverenler için ortaya çıkan win-win bir durumdan faydalanabileceğimi fark ettim. Bu benim için win-win durumdan yola çıkarak bireye ulaşma haritası aslına bakarsanız. Ancak işin güzelliği; herkes için kazanımları olan bir yol olması.

Aklınıza şu soru gelebilir! Bireysel olarak temas edemediğin kişiyi Ofis Yoga aracılığı ile nasıl kazanıyorsun? Bireysel anlamda dikkatini çekemediğim bir çok kişinin yöneticisinin kişiyi önemsemesi sonucu ortaya çıkan motivasyonundan iyi bir niyetle faydalanarak dikkatini çekmiş oluyorum. Bu motivasyonun temelini, kişinin çalıştığı kuruma olan aidiyet duygusu ve yöneticilerinin kişinin iyilik halini önemsiyor olması oluşturuyor. Bunu takiben, yapılan pratiğin mesai saatleri içinde olması kendine zaman ayıramayan günümüz şehir insanı için çok cazip. Toparlamak gerekirse, normal şartlarda, kısıtlı zamanını çok büyük ihtimalle bir wellbeing çalışmasına ayırmayacak olan bir çok birey; ‘’İşverenim benim esenliğim için bir adım atmış ve bu iş ile ilgili bir eğitim değil, beni önemsiyor.’’ düşüncesi ile yaptığımız çalışmalara katılıyor. Ve özellikle daha önce hiç bedeni ile çalışmamış nefesine dikkatini vermemiş kişiler için bu ufak molalar sinir sistemindeki rahatlamayı hissetme açısından çok daha etkileyici oluyor. Bu yazı ile esas dikkatini çekmek istediklerim işverenler ve wellbeing etkinliklerini belirleyen yöneticiler.Çünkü savunduğum mutlu ofis ortamının temelini onlar attığında binamız yıkılmaz olacak! Bütün olarak iyileşmemizin tek çaresi, kalplerin birbirine teması.

Hepimizin içinde olduğu sistemde birey olarak zorlandığımız durumlardan birlikteliklerimizin bize kattığı güç ile çıkabileceğimize yürekten inanıyorum. Birlikte yapılan wellbeing çalışmalarıda bu gücü arttıran pratikler. İnanıyorum çünkü buna şahitlik ettim. Kendine özen göstermeyi kesmiş ve umutsuzluk içinde olan bir kişinin sadece yöneticisi onun esenlik halini önemsediği için Ofis Yoga sınıfına katıldığına, kişilerin mesai saatinin minicik bir kısmında beden duyumlarına ve nefesine dönmüş olmanın keyfiyle günün geri kalan kısmına daha enerjik ve yüksek bir motivasyon ile dönüşlerine defalarca şahit oldum.

Bir insanı bir yapı olarak düşünürsek, kişinin kendiyle temas kurmasının ve kendine destek vermesinin yollarını keşfetmesi o yapının temelleridir. Bireyin kişisel gelişim yolculuğunda, mesleki ve kişisel anlamda aldığı her eğitim ve yaşadığı her deneyim o temellerin üzerine inşa olur. Ve ancak o temeller sağlam ise  hayat yolunda ne istediğini bildiği bir yerden ve yaşam sevincini kaybetmeden ilerler.

Bir sonraki  paylaşımımda, deneyimlerimden öğrendiğim kadarıyla çalışanlarının esenlik haline odaklanmak isteyen bir yöneticinin bunu nasıl sürdürülebilir kılabileceğinden bahsedeceğim.

Sevgiyle..

group-sporty-people-child-pose

“Tapas” kavramını nasıl hayatımıza katabiliriz?

Patanjali’nin Yoga Sutraları, Dünya’nın en aydınlatan spiritüel metinlerinden biridir. 2000 yıllık bir
metin olmasının yanı sıra 196 adet bilincin doğasına ve özgürlüğe yönelik izlenimlerden oluşur. Yoga
Sutralar; insan olmanın ızdıraplı doğasına çok kapsamlı bir yol haritası ile ışık tutar ki, herkes kendi
bilincinin potansiyeline varmayı gerçekleştirebilsin.

Patanjali’nin Yoga Sutraları; sekiz basamaklıdır. Ve bugün bu yazıya başlık olan Tapas kavramı,
sutraların ikinci kolu olan Niyama’lardan (Kişisel Davranışlarımıza Yönelik Kurallar) biridir.
Tapas;kelime olarak alev, saf olmayan şeylerden arınma anlamına gelir. Hayatımızda öz disiplin yasası
olarak yer bulur. Öz disiplini yüksek bir hayat, ilk etapta her ne kadar kısıtlı ve sıkıcı gibi gözükse de
sade ve disiplinli bir hayat ile kendimizi daha güçlü ve öz güvenli hissetme ihtimalimiz yükselir.
Tapas’ın öz disiplin yasası, yaşam hevesini ve cesareti içinde barındırır. Saf olmayan herşeyden arınma
gerçekleştikçe, kalp yolunda kendinden emin adımlarla ve şevk ile ilerlemek tapas ile olur.

Peki; ofis yogileri olarak günümüz şehir hayatına ‘’tapas yasası’’nı nasıl entegre edebiliriz?

1) ‘’Gerçeklikle birlikte olma’’ anlamına gelen ve sanskritçe bir kelime olan satsang; bir grup insanın bir
araya gelerek bir öğretmen tarafından yönlendirildiği ve dinleyenler ile yönlendiren arasında karşılıklı
etkileşimle gerçekleşen felsefi bir sohbettir. Bu ortamlarda vakit geçirmek kişiye spiritüel gelişiminde
doğru rutinleri örnek alma konusunda katkıda bulunur. Günümüz yaşamında bir gurunun önderlik
ettiği satsang sohbetine dahil olma ihtimalimiz çok yoktur. Ancak etkisi aynı olmamak ile birlikte,
kişisel yolculuğunda ilerlediğini bildiğimiz ve kendimize yakın bulduğumuz arkadaşlarımız ile bir araya
gelerek hayat yolunda karşımıza çıkan bizi zorlayan deneyimler ve bu deneyimlerin bizde bulduğu
karşılıklar üzerine sohbetler yapmak bir yandan bizi birlik bilincine yaklaştıracak diğer yandan paylaşım
yaptığımız kişinin tapas uygulamaları bize kendi yolumuzda ilham olacaktır.

2) Tapas yasasının hayatımızda işlevsel olabilmesi için önemli diğer bir şey de evrenin ritmi ile
uyumlanabilmektir. Bir günün ve mevsimlerin döngülerine uyumlanarak bir yaşam sürmek ve yaratım
enerjimizi canlı tutacak aktiviteleri hayatımıza katmak öz disiplin yani tapas yasası ile bize iyi
geleceğine inandığımız rutinleri sürdürmemizde yardımcı olacaktır.

3) ‘’Başlangıç zihni’’ yaklaşımı yani her ne yapıyorsak sanki ilk kez yapıyormuşuz gibi çocuksu bir
yaklaşım içinde olmak, her eylemimizden keyif alma halimizi ve meraklı doğamızı canlı tutacağı için öz
disiplini yüksek bir yaşam biçimine son derece destek olur. Unutmayın! Aldığımız her yeni nefesi ilk
kez alıyoruz ve attığımız her adım daha önce hiç atılmadı…

4) Öz disiplin halini kendimizi zorladığımız ve katı kurallar koyduğumuz bir yerden değil, yaşam
tarzımızın sorumluluğunu aldığımız ve seçimlerimizin hayat amacımıza giden yolda bizi nasıl pozitif
yönde desteklediğini kendimize sık sık hatırlattığımız bir yerden hayatımıza dahil etmemiz
sürdürülebilir değişimi mümkün kılar. Eğer büyük resime baktığımızda rutinimize yerleşmiş pozitif
alışkanlıklarımız çoğunluktaysa ara sıra yaptığımız kaçamakları insanlık hali olarak görebilir ve daha
keyifli bir bakış açısı ile hayatımızı sürdürebiliriz.

5) Tapas’ı hayatımıza katmak için yapabileceğimiz bir diğer pratik ise başlangıçta iyi oluş halimizi
destekleyecek tek bir aktivite seçip ilk olarak düzenli bir şekilde bu eylemi sürdürebildiğimizi
kendimize kanıtlamak. Ancak bu rutin hayatımıza iyice yerleştikten yani otomatik pilotta yaptığımız bir
hale dönüştükten sonra bir diğer aktiviteyi hayatımıza dahil etmemiz yapabileceğimize olan inancımızı
arttıracaktır.